Suay Karaman; 37. YILINDA YÖK

12 Eylül 1980 darbesinin ardından 6 Kasım 1981 tarihinde çıkarılan 2547 sayılı yasa ile Yükseköğretim Kurumu – YÖK kurularak, çağdaş ve özerk üniversite yok edilmeye başlanmıştır. Bugün YÖK’ün kuruluşunun 37. yılı ve YÖK halen ülkemizin üniversiteleri üzerinde bir balyoz gibi durmaktadır. Ocak 1981 tarihinde Şili’deki faşist cuntanın çıkardığı üniversite yasasının kötü bir kopyası olan bu YÖK yasasındaki bazı antidemokratik hükümler, aradan geçen 37 yılda ayıklanmıştır ama halen yasanın özü korunmakla birlikte yasanın üniversiteler üzerindeki baskıcı havası kırılamamıştır.

 

Bu yasayla birlikte YÖK’ün başına getirilen İhsan Doğramacı ile, üniversiteler tam anlamıyla doğranmıştır. Üniversitelerde toplu tasfiyeler başlamış, özerklik tamamen ortadan kaldırılmış, yöneticiler atamayla gelmiştir. Üniversite harçları arttırılmış ve eğitimin özelleştirilmesinin yolu açılmıştır. Okutulacak dersleri ve programları YÖK belirlemiş, sakıncalı bulduğu kitaplara yasak getirmiştir. Üniversitelerde suskunluk ve korku hüküm sürmeye başlamıştır.

37 yıldır hiçbir siyasi iktidar, YÖK’ü değiştirmeye ya da kaldırmaya yanaşmamış, bu olumsuzlukları kendi çıkarları için kullanmaktan çekinmemişlerdir. YÖK’ü kaldıracağını ya da değiştireceğini söyleyen hükümetler, sisteme uyarak, zamanla YÖK’ü de kendilerine bağımlı duruma getirmişler ve böylece bugünlere gelinmiştir. Bugün siyasi iktidar kendine bağımlı bir YÖK oluşturarak, gericiliğe ve tarikatlara bırakılan üniversitelerde eğitimin dinselleşmesi adına çeşitli adımlar atmaktadır. Aydınlanma devriminden payını alamayanların bulunduğu YÖK üniversiteleri, ülkemizi hızla ortaçağ karanlığına sürüklemektedir.

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Rifat Okudan, “insanın cinsel ilişki sırasında “şeyhini” düşünmesi durumunda, şeyhin güzel ahlakının bereketinin doğacak çocuğa geçeceğini savunan bir makaleyi Tasavvuf adlı derginin Haziran 2003 tarihli 10. sayısında yazmıştır.

Trakya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu’nun, çocuk pornosu arşivlediği ortaya çıkarılmıştı. Bu akademisyenin yabancı dergilerde tek bir yayını olmadan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyeliğine atandığı belirlenmişti. Necmettin Erbakan Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker’in söylemleri insanın kanını donduracak niteliktedir: “Kadın yüzünü de kapamalı, Kadının evden çıkması caiz değil, saç boyama caiz değil, parfümlüye cennet haram, dekolte giyinen, tahrik eden kadının tecavüze uğraması sürpriz değil.”

Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı: “Devletin birincil görevlerinden biri sorgulayan, haddini bilen, dünyayı okumayı bilen, Kuran’ı bilen, taklitçi olmayan, aklını kullanan ve özgür düşünen din adamı yetiştirmektir.” demiştir. Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin Karaman “oruç tutmayan, namaz kılmayan memur olmasın” demektedir. Bu üstün nitelikli akademisyene göre hırsızlık yapanlar, rüşvet alanlar, taciz ve tecavüzcüler, katiller, eşkıyalar, vatana ihanet edenler değil memur, en üst düzeylere çıkabilir, yönetici olabilirler…

 

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in; “sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekün bir savaşın içine soktu” söylemi aklının örümcek ağıyla sarılmış bir ilahiyat profesörü olduğunun kanıtıdır. Her üniversiteye cami yapımı kampanyası başlatan Mehmet Görmez, katıldığı bir Bakanlar Kurulu toplantısında; “medreselere yasal statü kazandırılması, üniversitelerle denkliklerinin sağlanması, medrese mezunlarının pedagojik formasyon almasını” dile getirmiştir.

12 Haziran 2016 günü TRT1 televizyonunda Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden, Batman Üniversitesi’nde görevli Prof. Dr. Mustafa Aşkar; “namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır” demiştir.

İlahiyatçı ve hukukçu Sakarya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesinden emekli Prof. Dr. Cevat Akşit’in bir televizyon kanalında “seks” ile ilgili konuşması şöyleydi: “Cinsel münasebet esnasında afedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın. Çünkü orada melekler vardır, siz soyunursanız melekler dışarıya çıkar, şeytan da odada tek kalır ve oluşacak çocukta şeytanın nasibi olur.” Bu söylem için, eşeklerin nasıl soyunduğunu anlamasak da, profesördür, mutlaka bir bildiği vardır demekten başka söz bulunamaz…

Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz: “İstanbul’da 15 bin cami olmalı, en az 10 bin camiye ihtiyaç var” sözleriyle, bilimden ne anladığını ortaya koymuştur. İstanbul’da 3370 camiye karşılık, ilk, orta ve lise dahil 2700 okul olduğunu bilmeyenler, din adına atışlardadır.

Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Talha Gönüllü’nün sosyal medya hesabındaki paylaşımı, kamusal alandaki dinselleşmeyi gözler önüne serdi ve “kadın ile tokalaşmanın ateş tutmaktan korkunç olduğu” düşüncesini paylaştı. Yaptığı paylaşıma gelen tepkilere “bunlardan rahatsız olanlar İslam’a karşı” diyen rektör şöyle yanıt verdi: “Nikâhsız olarak çok izbe yerlerde ve hatta bazen kamu alanlarında olmadık yerlerde nahoş durumda olma durumları toplumun geleceği için endişe vermektedir.”

Harran Üniversitesi, Veteriner Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gürbüz Aksoy, helal kesim sırasında, yani besmele ile yapılan kesimde, hayvanların ağrı dindirici ve sakinleştirici etkisi olan beta endorfin hormonu salgıladıklarını, bu hormonun morfinden 30 kat daha etkili olduğunu ileri sürmüş ve hayvanların acı çekmediğini (!) kanıtlamıştır.

Yalova Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sifil, deve idrarı içmenin şifalı olduğunu bildiren hadisin doğruluğunu savunarak, deve idrarının şifalı olduğunu söylemiştir. Ancak, sadece damızlığa çekilen deve idrarının tüketilmesi gerektiğini söylemektedir.

Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi yönetimi, akademisyen alımı için hem üniversitenin resmi internet sitesi üzerinden duyuru yapmış, hem de Sabah gazetesine ilan vermiştir. Üniversite yönetimi, İslami İlimler Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü için aradığı yardımcı doçentlik kadrosu için “Kur’an ve Sünnet rehberliğinde şeytanla mücadele edecek insan eğitimi üzerine çalışmaları olmak” koşulu getirmiştir. İlanın çok tartışılması üzerine üniversite yönetimi geri adım atarak, internet sitesinden şu açıklamayı yayımlamıştır: “01/11/2017 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan öğretim üyesi alım ilanı iptal edilmiştir.”

İşte örneklerde de görüldüğü gibi YÖK’ün ve siyasi iktidarın yarattığı üniversiteler ve akademisyenler, bilim yerine film yapmaktadırlar. YÖK’ün ağır baskısı sonucunda, suskun duruma getirilen üniversiteler, medreseye dönüştürülmektedir. Ülkemizde yaklaşık 90 ilahiyat fakültesi vardır ve bu fakültelerde üç binin üzerinde akademisyen çalışmaktadır. Bilim dışı söylem ve uygulamaların yoğunlaştığı ilahiyat fakültelerinden hiç tepki yoktur bu saçmalıklara, suskundurlar. Benzer şekilde hukuk yok edilirken, hukuk fakültelerinden ses çıkmamaktadır. Sanat katledilirken, güzel sanatlar fakültelerinden ve konservatuarlardan ses duyulmamaktadır. Tarım ve hayvancılık bitirilirken ziraat ve veteriner fakülteleri sessiz kalmaktadırlar. YÖK üniversitelerinde benzer daha birçok örnek sıralanabilir. Her şeyin üstlerine yaranmak ve maddiyat olduğu bu YÖK üniversiteleriyle, ülkemizin aydınlığa kavuşacağını söyleyenleri de, inananları da, cin bile çarpamaz…

Bir Cevap Yazın