Suay Karaman; Seçimle Gelen

27 Mayıs 1960 İhtilali ile birlikte Demokrat Parti’nin iktidarı sona ermişti. Demokrat Parti yanlıları ve sonrasında aynı çizgide kurulan siyasi partiler sürekli olarak “seçimle gelen seçimle gider” sözlerini sıklıkla kullandılar.

 

Türk Ordusu, hukuk dışı tutumuyla meşruluğunu yitiren Demokrat Parti iktidarına karşı, Atatürkçülük ile ülke bütünlüğünü korumak ve kollamak görevinin bir ifadesi olarak, Türk ulusu adına 27 Mayıs 1960 tarihinde bir müdahale gerçekleştirmişti. 27 Mayıs 1960 İhtilali, seçimle gelen sivil iktidarın demokrasi ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmişti.

 

27 Mayıs 1960 eyleminin yapıldığı sabah, yeni anayasa çalışmalarına katkı vermek üzere İstanbul’dan gelen yedi profesörün hazırladığı bildirideki şu tümcelerin, tüm siyasi iktidarlar tarafından hep anımsanması gerekir: “Bir devlette, hükümet ve onu oluşturan siyasi iktidar, hukuka, adalete, ahlaka ve bütün halkın menfaatine dayanmalıdır.” 27 Mayıs 1960 tarihinden sonra, on yedi ay gibi kısa bir sürede gerçekleştirilen yeniden aydınlanma yolundaki tüm atılımların ve yeni anayasanın hazırlanarak, seçimlere gidilmesi ile Milli Birlik Komitesi 25 Ekim 1961 tarihinde, ülkeyi sivil yönetime bırakmıştır.

 

Bugün görünürde ülkemiz sivil yöneticiler tarafından yönetilmektedir. Ancak siyasi iktidar tarafından, hukuk dışı yasalar çıkartılmış, tüm devlet kurumları ele geçirilerek, kadrolaşmaya gidilmiş, medya, yargı, üniversiteler, ordu susturulmuş ve kendilerine karşı olanlar bir şekilde yargılanıp, cezalandırılmıştır. 16 Nisan 2017 tarihindeki halk oylamasında yapılan yanlışlar ve yolsuzluklar da unutulmamıştır. Bu şekilde yapılan halk oylaması ile parlamenter sistemden tek adam sistemine yani kısaca sivil diktatörlüğe geçilmiştir. Bugün ülkemizde yaşanan açıkça bir sivil darbedir. Yıllardır “askeri vesayet” diye halkı kandıranlar, şimdi “sivil vesayet” ile keyfi olarak ülkemizi yönetmektedirler.

 

Bugün siyasi iktidarın çok sevdiği sözlerin başında “seçimle gelen seçimle gider” söylemi vardır. Ancak her söylemlerinden sürekli dönüş yaptıkları için, bu sevdikleri sözden de döndüler. Halkın seçtiği ve adına milli irade denilen bu olguyu da askıya aldılar. İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile başlayan istifa olayları sürmektedir. Sırada başka belediye başkanlarının da olduğu bilinmektedir.

 

İstifa olayı, tek taraflı irade beyanı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle istifa olayı, herhangi bir makamın isteği ya da onayına bağlı değildir ve kendiliğinden sonuç doğurmaktadır. Ancak AKP genel başkanı, istemediği belediye başkanlarını istifaya zorlamaktadır. Haklarında bir mahkumiyet durumu ya da görevini sürdürmesini engelleyecek oranda sağlık sorunu olmadan belediye başkanlarının istifasını istemek, “seçimle gelen seçimle gider” söylemiyle çelişmektedir.

 

Metal yorgunluğu gerekçesiyle istifa ettirilen belediye başkanları hakkında yolsuzluk belgesi, ya da FETÖ, PKK gibi terör örgütleriyle ilişkili bilgi, belge varsa, savcılığa bildirilir ve gereği yapılır. Ancak bunların dışında istifa etmelerini istemek, akıllarda soru işareti doğurmaktadır. Bu arada istifa etmeye yanaşmayan bazı belediye başkanlarına da, aba altından sopa gösterilmektedir. İşte sivil diktatörlük burada da devreye girmektedir.

 

Bu diktatörce uygulamaya demokrasi adını verenlerin, aslında demokrasiyi bilmedikleri ve anlamadıkları bellidir. Zaten demokrasiyi, amaç değil, araç olarak kullananlardan da başka bir şey beklemek hayal olur. Hiçbir diktatör sonsuza dek iktidarda kalmamıştır, kalamaz da. Er ya da geç iktidardan ayrılacaklar ve bağımsız yargı haklarında gereğini yerine getirecektir. Bu olguyu herkesin bilmesi ve özümsemesi hem kendileri, hem de ülke yararınadır.