escort izmit | izmit escort | kocaeli escort | escort kocaeli

bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort antalya escort alanya escort bayan
istanbul bayan escort
escort bayan şişli escort beylikduzu escort ümraniye escort sakarya escort escort sakarya izmit escort diyarbakır escort bodrum escort escort bodrum gaziantep escort mobil porno porno porno sex türbanlı porno porno izle hd sex izle porn hd porno seks izle
bahisborsa tipobet canlı bahis
Bugun...


Suay Karaman

facebook-paylas
HARAM
Tarih: 04-05-2020 07:51:00 Güncelleme: 04-05-2020 07:51:00


Atatürk tarafından din ve inanç özgürlüğü alanı içinde aydınlanmayı sağlamak ve bağnazlığı kaldırmak için 3 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Kurumun tanıtım sayfasında şöyle yazmaktadır: “Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi, kuruluş kanunu olan 429 sayılı Kanun’da ‘İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgili işleri yürütmek ve dini kurumları idare etmek’ şeklinde ifade edilmiştir.” Ancak bugün kuruluş nedenini aşmakta, hukuk dışına taşmakta ve görev sınırları dışına çıkarak her alanda söz söylemektedir. Bu yetkiyi nereden ve nasıl aldığı sorgulanmak zorundadır.

 

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluş ilkelerine aykırı olarak dini, tarikatların eline teslim eden bir kamu kurumu niteliğine bürünmüştür. Diyanet İşleri Başkanlığı her dine, her mezhebe, her inanca üstelik inanmayanlara da aynı mesafede durması gereken bir kurumdur. Ancak laik bir toplumda sürekli çarpık ve yanlış bilgiler veren bir kuruluşa dönüştürülmüştür. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan insanlık onuruyla ve ahlakla bağdaşmayacak açıklamalar gelmektedir. Laik ve demokratik bir ülkede fetva adı ile topluma yutturulmak istenen bu saçmalıklardan bazıları şunlardır: “Nişanlılar el ele tutuşamaz”, “Müslüman bir kişi Alevi bir kızla evlenemez”, “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir”. 

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı kitapçılarda satılan ve 2015 yılında basılan “Aile Hayatı” isimli kitapta, evlilik niyeti taşımayan çiftlerin birbirlerinin mahrem yerlerine bakmalarının haram olduğu ifade edilmektedir. Evlilik niyeti taşıyan çiftlerin ise ‘belli sınırlamalarla mahrem yerlere bakabileceği’ aktarılmaktadır. 2019 yılında basılan “Sorularla Mahremiyet Bilinci” isimli kitapta ise sosyal medyanın yoğun kullanımının insanlarda, ‘teşhir etme isteği’ oluşturduğu savunulmaktadır.

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, sekülarizmi yani laikliği hiçbir değeri tanımamak olarak tarif etmektedir. 9 Kasım 2018 tarihinde “keşke Yunan galip gelseydi” diyen, Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu'na “geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmuştur. 27 Ocak 2019 tarihinde yaptığı bir konuşmada ise sigaranın haram olduğunu belirtmiştir. Ali Erbaş’ın yolsuzluk yapmak, rüşvet, talan, yalan, israf, iftira, yetim hakkı yemek, tecavüz gibi konularda haram dediğini duymadık. Bu konularda haram sözcüğünü bugünün ortaçağ zihniyetinden duyamamaktayız. 

 

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı tarikat yuvalarındaki çocukların tecavüzüne ses çıkarmayan, ancak kişilerin özel yaşamına müdahale etme yetkisini kendinde gören bir kurumdur. Diyanet İşleri Başkanlığı, kurucusu eşsiz önderimiz Atatürk’e karşı saygısızlık, ilkelerine ve devrimlerine karşı düşmanlık yapan bir durumuna getirilmiştir. Üstelik devletin bütçesinden, birçok bakanlığın toplamından daha fazla pay almaktadır. Günümüzde diyanet asıl işini bırakıp, hıyanetle uğraşmaktadır.

 

24 Nisan Cuma günü Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, ramazan ayının ilk cuma hutbesinde koronavirüs salgınına değindi. Hutbede şunları söyledi; “İslam uyuşturucu ve sarhoşluk verici maddelerin içilmesini haram kılıyor. Çünkü her yıl yüz binlerce insan bu yüzden hastalanıp, ölüyor. Yüz binlerce insanın aklı zarar görerek sarhoşluk halinde ve uyuşturucu aldığı esnada, cinayetler işliyor, kazalar yapıyor. Geliniz sarhoşluk verici ve uyuşturucu maddelerle topyekûn mücadele edelim. 

 

İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği (homoseksüelliği), eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüz binlerce insan gayri meşru ve nikâhsız hayatın islami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor.” 

 

Anlaşılan yaşadığımız bütün kötülüklerin nedenleri eşcinsellik ve gayrı meşru ilişkilermiş. Yani rüşvet, hırsızlık, talan, yalan, iftira, tecavüz, yetim hakkı yemenin, ihaleye fesat karıştırmanın, liyakatsiz kişilere büyük makamlar vermenin hiçbir günahı yokmuş. Ülke genelinde bütün camilerde eş zamanlı okunan hutbelerde; “geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” çağrısıyla, eşcinsellere yönelik şiddet eylemlerinin yolunun açıldığı anlaşılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 Temmuz 2019 tarihindeki cuma hutbesinde de eşcinseller için “yaradılışa aykırı bir sapkınlık” diyerek, ayrımcılık yapmış ve nefret suçu işlemişti. 

 

Ali Erbaş'ın kötülüklerin kaynağı olarak gördüğü eşcinseller ya da homoseksüeller bu ülkenin, hakları Anayasadan doğan herkesle eşit yurttaşlarıdır. Yasaların suç saymadığı bir cinsel tercih nedeniyle hiç kimsenin “neslin çürümesine neden olan hastalıkların kaynağı” olarak ilan edilmesi kabul edilemez. Bu söylemde bulunanlar için savcılıkların harekete geçmesi gerekmektedir. 

 

Yasalar önünde eşitliğin sağlanmasını savunmak ve bu amaç için mücadele etmek Baroların kanuni sorumluluğudur. Baroların açıklamalarını eleştirenler, demokratik ve laik bir devlette yaşadıklarının farkında değillerdir. AKP genel başkanının “Diyanet İşleri Başkanımıza saldırı, devlete yapılan saldırıdır” sözleri, gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti değildir. Anayasaya göre Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda hareket etmekle görevlendirilmiştir.  

 

Yukarıda sözü edilen “Sorularla Mahremiyet Bilinci” isimli kitabın 16. sayfasında şu yazmaktadır: “Her insan saygındır ve dokunulmazdır, bu onun insan oluşunun gereğidir. Dolayısıyla soyu, cinsiyeti, dini, sosyal statüsü gibi hususlardan bağımsız olarak bütün insanların onur ve haysiyeti, özel hayatı, şeref ve itibarı dinin ve hukukun koruması altındadır.”

 

Şimdi böyle bir Diyanet İşleri Başkanlığı, koronavirüsle ilgili Tıp Bilim Kurulu’na girmek istemektedir. Bilim ile din birbirine karşıt kutuplardadır; yobazların bilim kurulunda işi olamaz. Akıldan, bilimden, çağdaşlaşmadan payını alamayan kafalar helal ile haramı karıştırmakta, bütün pislikleri bile kendi çıkarlarına alet etmektedirler. Çünkü haram, helalden fazla olunca, insanın aklı yok olmaktadır...

 


Bu yazı 1756 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Web sitemize nasıl ulaştınız?


Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI