Suay Karaman; “Atma Recep”

0
263 views

1920’li yılların başında bilimsellikten haberi olmayan ve kadınlar arasında okur yazarlık oranı %1’den az olan toplumumuzda büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, kadınlarımızı kulluktan, kölelikten kurtarmış ve birey olmalarını sağlamıştı. Kimsenin hayal bile edemediği haklar kadınlarımıza verilmişti.

Türk kadınının, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda erkeklerle birlikte omuz omuza bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi yapması Atatürk tarafından şöyle dile getirilmişti: “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim’ diyemez.” İşte bu yüzden Türk kadınına Cumhuriyetle birlikte verilen ‘erkeklerle eşit yurttaşlık hakkı’, kurtuluştaki mücadelenin, Atatürk’ün değerbilirliği ile ilke ve devrimlerinin ürünüdür.

Kemalist Devrim, özellikle kadınlarımızı kucaklamış, erkeklerle eşit haklar vermiş, ülkenin ilerlemesinin ancak erkek ve kadının birlikte çalışmasıyla sağlanabileceğini kanıtlamıştır. Eşsiz liderimiz Atatürk’ün şu sözü unutulmamalıdır: “Büyük Türk kadınını çalışmalarımıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlaki, sosyal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur.”

Ülkemizde kadınlar, 3 Nisan 1930 tarihinde yerel seçimlerde, 26 Ekim 1933 tarihinde köy ihtiyar heyeti ve muhtarlık seçimlerinde ve 5 Aralık 1934 tarihinde ise milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlardır. 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan genel seçimde 18 kadın milletvekili seçilmiştir. Türk kadını, 84 yıl önce kazanılmış eşit yurttaşlık hakları konusunda Çin, Fransa, İsviçre, İtalya, Japonya gibi birçok uygar ülkenin önünde bulunurken, bugün bu haklarını kaybetmeye ve ikinci sınıf olmaya itilen bir konuma getirilmek istenmektedir.

Türkiye bugün kadın erkek eşitsizliğinde 144 ülke arasında 131. sırada bulunmaktadır. Ülkemizde kadın erkek arasındaki eşitsizlik kapanmazken, kadına yönelik şiddet de giderek artmaktadır. Kadın cinayetleri son on yılda %1500 oranında artarken, yine son 10 yılda 2337 kadın şiddet görerek hayatını kaybetmiştir.

Ülkemizde siyasi iktidarın bir numaralı yöneticisi, mayo reklamını şehvet sömürüsü olarak gördüğünü, kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmalarının muhafazakar demokrat yapılarına ters olduğunu, kürtajı cinayet saydığını, sezaryenle doğuma karşı olduğunu, evlenen çiftlerin en az üç çocuk yapmalarını istediğini ve kadın ile erkek arasında yaradılış farkı olması nedeniyle, kadın erkek eşitliğine inanmadığını söylemiştir. İşte bu ve buna benzer yanlış söylemler, toplumda kadına karşı oluşturulan olumsuzlukların başını çekmektedir. Böyle bir ülkede kadınlara yapılan her türlü baskı ve şiddet, destek görmektedir.

Ülkemizde kadınlara en büyük değer ve destek şüphesiz ki eşsiz liderimiz Atatürk zamanında verilmiştir. “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye değersin.”, “Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”, “Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleri ile beraber yürümez ise, ilerlemesine teknik olarak olanak ve bilimsel olarak ihtimal yoktur.”, “Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar.”, “Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda, Anadolu köylü kadınının üstünde emek vermiş bir başka kadın topluluğu gösterilemez.” Kadınlarımızı bu sözlerle öven ve değer veren ulu önder Atatürk’ün büyüklüğü daima bilinecek ve anılacaktır.

8 Mart 2018 tarihinde yani Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Dünya Kadınlar Günü Programında” konuşma yapan AKP Genel Başkanı şöyle dedi: “Ülkemizde kadınlarımızın hakları, hukukları, sorunları konusunda şahsım kadar duyarlı, şahsım kadar somut politikalar üretmiş, şahsım kadar icraat ortaya koymuş bir başka siyasetçi, bir başka cumhurbaşkanı var mı bilmiyorum, bu işi çok önemsedim.” Bu sözlere sadece bir deyim ile yanıt vermek gerekir: “atma Recep, din kardeşiyiz”…